← Tüm Yazılar
    Şema Terapi

    Kaygın “Ya Olursa?” ile mi Başlıyor?

    Ceren Gündoğdu Diler · Klinik Nöropsikolog

    Kaygının çoğu, iki küçük kelimeyle başlar: "Ya olursa?" Şema Terapi bunu net bir cümleyle açıklar: bu soru bir öngörü değil, çocuklukta öğrenilmiş bir güvenlik alışkanlığıdır. Zihnin, seni korumak için sürekli tehdit tarar. İyi haber şu: bu döngü fark edildiğinde yatışabilir, çünkü öğrenilmiş bir kalıptır.

    Bir sahne düşün. Yatağa uzanmışsın, gün bitmiş, ortada somut hiçbir sorun yok. Ama zihnin çalışmaya devam ediyor: "Ya yarınki toplantı kötü geçerse?" "Ya o mesajı yanlış anladıysam?" "Ya bir şey ters giderse?" Bir "ya olursa" biter, hemen ardından bir yenisi gelir. Sabahladığında yorgunsun ama hiçbir sorunu da çözmüş değilsin.

    Bu yazı, o "ya olursa" zincirinin neden bir türlü durmadığını anlatıyor. Ve daha önemlisi: nasıl yatışabileceğini.

    "Ya Olursa?" Aslında Ne Yapmaya Çalışıyor?

    İlk bakışta kaygı anlamsız görünür. Henüz olmamış, çoğu zaman da olmayacak bir şey için neden bu kadar enerji harcayalım? Ama zihnin gözünden bakınca mantığı ortaya çıkar: "ya olursa" bir kehanet değil, bir hazırlık girişimidir.

    Zihin şöyle bir varsayımla çalışır: "Kötü bir şeyi önceden düşünürsem, geldiğinde hazırlıksız yakalanmam." Yani felaketi hayal etmek, aslında ona karşı bir kontrol kurma çabasıdır. Sorun şu ki bu strateji hiçbir zaman "tamam, artık güvendesin" demez. Bir tehdit çözülür çözülmez zihin bir sonrakini bulur. Çünkü asıl amaç sorunu çözmek değil, tehdit taramasını hiç durdurmamaktır.

    İşte bu yüzden kaygı, dışarıdaki gerçek risklerle değil, içerideki bir alışkanlıkla orantılıdır. Hayatın sakinleştiğinde bile "ya olursa" susmuyorsa, bu, dışarıda bir tehlike olduğu için değil, zihnin tehdit aramayı bir güvenlik biçimi olarak öğrendiği içindir.

    Bu Alışkanlık Nereden Geliyor?

    Şema Terapi'nin kurucusu Jeffrey Young'a göre hepimizin, çocuklukta oluşan duygusal kalıpları vardır. Bunlara "şema" denir: dünyayı, kendini ve geleceği gördüğün duygusal bir mercek. Farkında olmadan taktığın bir gözlük gibi. Bu gözlüğün camı "dünya tehlikeli bir yer" diye ayarlanmışsa, en sıradan anda bile tehdit görürsün.

    Bu şemalar, çocukluğun temel ihtiyaçları karşılanmadığında yerleşir. Young'a göre en temel ihtiyaçlardan biri, güvenli ve tutarlı bir bağ içinde büyümektir: dünyanın idare edilebilir bir yer olduğunu, bir sorun çıkarsa yanında birinin olacağını hissetmek. Bu güven duygusu eksik kaldığında çocuk sessiz bir kural çıkarır: "Tetikte olmazsam başıma bir şey gelir." Bu ihtiyaçların tamamını 5 Temel İhtiyacımız yazısında ele aldım.

    Bu kural, o zamanın koşullarında akıllıca bir uyum olabilir. Öngörülemez, endişeli ya da tehditlerle dolu bir ortamda büyüyen bir çocuk için sürekli tetikte olmak gerçekten koruyucudur. Sorun şu ki, yetişkinlikte artık o ortam yok — ama tetikte olma alışkanlığı silinmedi. Yatağa uzandığında sana "ya olursa" diye fısıldayan ses, aslında hâlâ o eski dünyada seni korumaya çalışan çocuktur.

    Kaygının İki Tanıdık Merceği

    Şema Terapi, kaygının arkasında sık tekrar eden birkaç mercek tanımlar. İkisi özellikle tanıdıktır.

    Birincisi Tehditlere Karşı Dayanıksızlık şeması. Bu mercekten bakan kişi, her an kötü bir şeyin olabileceğini ve buna karşı çaresiz olduğunu hisseder — hastalık, kaza, bir felaket, kontrolü kaybetmek. Beden tehlikeli, dünya öngörülemez görünür. "Ya olursa" sorusunun bedene en çok sızdığı yer burasıdır; çünkü tehdit soyut değil, fiziksel hissedilir.

    İkincisi Karamsarlık şeması. Bu mercek, hep işlerin ters gidebilecek yanına odaklanır. İyi bir şey olduğunda bile zihin hemen "peki ya bozulursa?" diye sorar. Olumlu ihtimaller görünmez olur, olumsuzlar büyür.

    Bir de bu mercekleri sürekli açık tutan bir baş etme biçimi vardır: Aşırı Tetikte Olma. Kişi sanki gevşerse başına bir şey gelecekmiş gibi, dinlenmeyi bir riziko olarak yaşar. Sakinlik bile huzursuzluk verir; çünkü sakinlik, nöbeti bırakmak demektir.

    Burada önemli bir nokta var: bu mercekler kişilik kusuru değil. Bir zamanlar işe yaramış, sonra fazla mesai yapmaya devam etmiş koruma sistemleridir. Tekrarlayan kalıpların mantığını Neden Hep Aynı Hataları Yapıyoruz? yazısında da anlatmıştım.

    Döngüyü İçeriden Görmek: Kim Konuşuyor?

    Şema Terapi, o an içimizde devreye giren duygusal benlik durumlarına "mod" der. Mod, kısaca, belli bir anda seni yöneten ruh hâlidir. Kaygı yükseldiğinde genellikle iki mod öne çıkar.

    Biri Kırılgan Çocuk: küçükken hissettiğin o çaresiz, korunmaya muhtaç duygunun bugün yeniden canlanmış hâli. "Ya olursa" sorusunu asıl soran odur — dünyanın büyük ve kendisinin küçük olduğunu hisseden parça.

    Diğeri, çoğu zaman fark edilmeyen ama en yıpratıcı olan Cezalandırıcı Ebeveyn modu: "Rahatlamayı hak etmiyorsun." "Tetikte olmazsan aptallık etmiş olursun." "Endişelenmezsen umursamıyorsun demektir." Bu iç ses, kaygıyı bir sorumluluk gibi gösterir ve bırakmayı suç gibi hissettirir.

    Bu yüzden kaygıyla savaşmak çoğu zaman işe yaramaz: kaygıyla savaştığında aslında korkmuş bir çocukla ve onu azarlayan bir sesle aynı anda uğraşıyorsun demektir. Çıkış, savaşmaktan değil, bu parçaları tanımaktan geçer.

    Döngü Yatışabilir mi?

    Yatışabilir. Şema Terapi'nin en umut veren yanı budur: bu mercekler sabit kader değil, öğrenilmiş kalıplardır. Öğrenilen bir şey, yeniden öğrenilebilir. Ama bu, "daha çok çabalayıp endişeyi bastırarak" olmuyor — çünkü sorun, tek tek düşüncelerinde değil, o düşünceleri üreten mercekte.

    Değişim genellikle üç katmanda ilerler:

    1. Fark etmek. "Şu an gerçek bir tehlike mi var, yoksa eski bir alarm mı çaldı?" diye sormak. "Ya olursa" cümlesini duyduğunda ona inanmak yerine ona bakabilmek, döngünün dışına ilk adımdır.
    2. Kökeni anlamak. Bu tetikte olma hâlinin ne zaman ve neden yerleştiğini görmek. Kendini "neden hâlâ böyleyim" diye suçlamayı bırakıp, "bu bir zamanlar beni korudu" diyebilmek.
    3. İçerideki çocuğu yatıştırmak. Kaygılı parçayı susturmaya çalışmak yerine ona güven vermek. Şema Terapi'de bu, güçlenen Sağlıklı Yetişkin tarafının — yani o an gerçeği değerlendirebilen, sakinleştirebilen olgun tarafın — Kırılgan Çocuğu üstlenmesiyle olur. Bu süreç, alanında çalışan bir psikoloğun eşlik ettiği psikolojik destek görüşmeleriyle yürütülür.

    Buradaki hedef, kaygıyı tamamen yok etmek değil. Kaygı, insani ve zaman zaman koruyucu bir duygudur. Amaç, onun senin adına verdiği kararların kontrolünü gevşetmek. Bir gün, "ya olursa"nın bir emir değil, sadece geçip giden bir düşünce olduğunu fark edersin.

    Bir Sonraki "Ya Olursa"da Sorabileceğin Üç Soru

    Zihnin yeniden felaket senaryosu kurmaya başladığında durup şunları sorabilirsin:

    • Bu, çözebileceğim gerçek bir problem mi, yoksa çözülmesi imkânsız bir "ya olursa" mı?
    • Bu endişe şu an bana bir şey mi hazırlatıyor, yoksa sadece beni yoruyor mu?
    • Şu an içimde konuşan kim — durumu değerlendiren yetişkin tarafım mı, yoksa korkmuş küçük çocuk mu?

    Bu sorular kaygıyı bir çırpıda bitirmez. Ama zihninle aran değişir: artık her "ya olursa"ya inanmak zorunda olmadığını fark edersin.


    Eğer bu yazıyı okurken kendi "ya olursa" zincirini tanıdıysan, bu tesadüf değil. Kaygının altındaki örüntüyü fark etmek ve yatıştırmak için iletişim sayfasından ön görüşme talebi iletebilirsiniz.

    Bir Görüşme Planlamak İster misiniz?

    30 dakikalık bir tanışma görüşmesiyle başlayabilirsiniz. Süreciniz hakkında konuşmak için randevu alabilirsiniz.

    Randevu Al →